Dini Menkibeler

Efendimiz’den Kıssalar – Mağaranın Ağzındaki Kaya

Written by admin

Üç arkadaş saatlerdir yürüyorlardı. Güneş, yeryüzüne son ışıklarını gönderiyor, gecenin yaklaşmakta olduğunu haber veriyordu. Hava iyice kararmadan önce, yatıp uyumak için uygun, güvenli bir yer bulmaları gerekiyordu.

Derken hafiften yağmur çiselemeye başladı. Üç adam adımlarını sıklaştırdılar, yürüyüşlerini hızlandırdılar. Koşar adımlarla ilerlemeye başladılar. Çok geçmeden bir sığınak bulmaları gerekiyordu.

İçlerinden biri sol taraftaki dağa doğru işaret ederek, “Şu dağın yamacındaki küçük mağarayı görüyor musunuz” diye sordu. Daha fazla ıslanmamak için mağaraya doğru koşturdular.

Hep birlikte içeri girdiler. Burası oldukça küçük bir mağara idi. Kurumuş ot ve dal parçaları bularak küçük bir ateş yaktılar. Islanan elbiselerini kuruttular. Ardından üç arkadaştan her biri azık torbasında kalan bir miktar azığı getirdi. Yol boyunca yaptıkları gibi birlikte ortak bir sofra kurdular. Her beraber tatlı bir sohbetin eşliğinde karınlarını doyurdular.

Bu sırada dışarıda yağmur iyice şiddetlenmişti. Depremi andıran bir gürültü koptu. Mağaradakilerin korkudan yürekleri ağzına geldi. Dağdan yuvarlanan iri bir kaya mağaranın giriş kapısının önüne düşmüş ve burayı kapatmıştı. Bu durumda mağaradan çıkmaları imkansız olacaktı.

Ne yapacaklarını, mağaradan nasıl çıkacaklarını düşünürlerken içlerinden birisi şimdilik yatıp uyumayı ve sabah olup gün aydınlandığında mağaranın kapısını açmaya çalışmayı önerdi. Diğerleri de çok yorgun ve uykusuz oldukları için adama hak verdiler ve yatıp uzanarak dinlenmeye çalıştılar.

Günün ilk ışıkları ile uyanan arkadaşlar girişi kapatan kayanın açık kalmış yerlerinden dışarıda havanın düzelmiş olduğunu gördü. Hemen girişe koştular. Girişteki kaya oldukça büyüktü ve çevresindeki açıklıklardan ise bir insanın geçmesi mümkün görünmüyordu. Kayayı ise iterek yerinden oynatmaları mümkün görünmüyordu.

Bir dağ başında küçük bir mağarada mahsur kalmışlardı. Yanlarındaki yiyecek ise onlara en fazla iki gün yetebilirdi. Onları sadece Allah içlerinde oldukları bu durumdan kurtarabilirdi. Ama Allah’tan kendilerini kurtarmalarını nasıl isteyeceklerdi?

İçlerinden biri şöyle söyledi:

“Yaptığımız iyilikleri dile getirerek Allah’a yalvarmaktan başka hiçbir şey, bizi kapalı kaldığımız bu mağaradan kurtaramaz.”

Diğer iki arkadaşı da onunla aynı düşüncedeydi. Bunun üzerine, yaptıkları birer iyiliği dile getirerek dua etmeye karar verdiler. İçlerinden biri şöyle dua etti:

“Allahım! Benim çok yaşlı annem ve babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden hiç kimsenin hatta ailemin dahi yemek yemelerine razı olmazdım. Bir gün odun toplamak için evden çıktım. İşim uzun sürdü, eve geç döndüm. Hemen hayvanları sağıp, sütlerini anne ve babama götürdüm. Baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi ev halkından hiç kimsenin yiyip içmesini de uygun bulmadım. Süt kabı elimde olduğu halde sabaha kadar onların başucunda uyunmalarını bekledim. Çocuklar çevremde açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet annem ve babam uyandılar ve sütlerini içtiler.

Allah’ım! Ben bunu sadece senin rızanı kazanmak için yaptım. Eğer bu amelimi benden kabul etmişsen, onun bereketine bizi bu mağaradan kurtar!”

Adam bu şekilde dua ederken diğer iki arkadaşın gözleri mağaranın ağzındaki kayaya çakılıp kalmıştı. Nefesler tutulmuş, heyecan doruk noktasına ulaşmıştı. Adam duasını henüz bitirmişti ki mağaranın girişinde bir gürültü duyuldu. Kaya yerinden biraz aralandı. Fakat çıkmak için uygun bir boşluk oluşmamıştı. Bu sefer ikinci adam dua etmeye başladı:

“Allah’ım! Benim amcamın bir kızı vardı. Onu deliler gibi seviyordum. Onunla beraber olmak istedim. Benim bu isteğimi her seferinde geri çevirdi ve bana asla yüz vermedi. Yıllar bu şekilde akıp gitti. Derken bir sene büyük bir kıtlık oldu. Bütün ülkeyi perişan eden bu kıtlık zaten zar zor geçinen amcamları da zor durumda bıraktı. Bir süre sonra amcamın kızı bana geldi. Açlık ve yoksulluğun kendilerini perişan ettiğini söyledi ve benden yardım talep etti. Benim ekonomik durumum çok iyiydi. Zengindim. Ancak benimle olması karşılığında kendisine yardımda bulunabileceğimi; aksi takdirde yardım edemeyeceğimi söyledim. Zavallı kız başka çaresi olmadığı için bunu kabul etmek zorunda kaldı. Onunla baş başa kalınca bana, “Allah’tan kork. O’nun yasakladığı şekilde bana yanaşma!” dedi. Kendisiyle birlikte olmak istediğim halde onu serbest bıraktım ve verdiğim paraları da almadım.

Allah’ın ben bunu sadece senin hoşnutluğunu kazanmak için yaptım. Eğer bu amelimi benden kabul edersen, bizi bu mağaradan kurtar.”

İkinci adamın duasının sonunda da mağaranın kapısından bir gürültü geldi. Kaya yerinden oynamaya başladı ancak hala bir insanın çıkabileceği kadar açılmamıştı.

Ardından üçünü adam söz aldı ve şu şekilde dua etti:

“Allah’ım! Bir zamanlar ben bir işim sebebiyle işçiler çalıştırmıştım. İşimin sonunda bütün işçilerimin parasını ödedim ancak işçilerden biri parasını almadan ayrıldı. Ben de onun bende kalan parasıyla ziraatçılık yaptım. Oradan kazandığım parayla hayvancılık işine girdim. Hayvanların sayısı her gün arttı ve neredeyse bir servet edecek miktara ulaştı. Derken yıllar sonra o işçi geri geldi ve bendeki parasını istedi.

Ben de ona gözünün önündeki deve, sığır ve koyun sürülerini gösterdim. Şaşırdı ve gerçek olmadığını düşündü. Ben de ona yaşananları anlattım ve tüm hayvanları ona verdim. Allah’ım ben bunu sadece senin hoşnutluğun için yaptım. Eğer bu amelimi benden kabul etmişsen onun bereketine bizi bu mağaradan kurtar!”

Üçüncü adamın duasının da bitmesi ile birlikte kaya yeniden yerinden oynadı. Artık çıkabilecekleri kadar bir aralık meydana gelmişti. Hep birden sevinçle girişe koştular. Dua ve gözyaşları ile birlikte yollarına devam ettiler.

Bir önceki yazımız olan Efendimiz'den Kıssalar - Yusuf'un Bahçesi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.