Dini Menkibeler

Efendimiz’den Kıssalar – Zor İmtihan

Efendimiz’den Kıssalar – Zor İmtihan
Written by admin

 

Yeryüzünün üç farklı bölgesinde üç insan vardı. Bunlardan biri alaca tenli, biri kel, diğeri ise kördü. Hepsinin ortak bir özelliği vardı: Çok fakirlerdi. Hiç biri dünyalık mal edinememişti. Bu halleriyle edinmeleri de mümkün görünmüyordu.

Allah bir gün bunların, kendisini ne kadar sevdiklerini ve emirlerine ne kadar bağlı olduklarını sınamak istedi. Sınamanın sonucunda alacakları karşılığı da derhal kendilerine vererek, onların insanlık için birer ibret olmalarını diledi. Bu amaçla bir meleği insan kılığında onlara gönderdi.

Melek önce alaca tenli adama geldi. Adam, geleni tanımadı. Çünkü melek şehir halkının tanımadığı bir yabancı görünümünde gelmişti. Yabancı, tek başına bir ağacın altında oturmakta olan alaca tenli adama yaklaştı.

“Merhaba, ey yalnız kişi.” Diyerek adama selam verdi. Yabancı ise “Merhaba ey yabancı! Hoş geldin.” Diyerek adama oturması için yer gösterdi.

Yabancı: “Seni burada, şehrin dışında bir başına oturtan, düşüncelere sevk eden nedir?” diye sordu.

Adam “İnsanlar benden hoşlanmıyorlar, alaca tenimi göstererek benimle dalga geçiyorlar” diye cevapladı.

Üzülme, bu geçer, dedi yabancı. Sonrada adama hayatta en çok istediğinin ne olduğunu sordu.

Alaca tenli adam derin bir nefes aldı. Hayatta düşünebileceği en büyük şeyi isteyen birinin özlemi ile;

“Güzel bir ten ve güzel bir renk.” Dedi. “insanların alay ettiği bu görüntümden kurtulmayı o kadar çok isterdim ki.. Ama heyhat. Biliyorum ki bu dileğim asla gerçekleşmeyecek.”

“ben sana yardım edebilirim” dedi yabancı ve ardından alaca tenli adamın tenine elini bir defa sürdü. Adam o anda güzel bir tene ve renge kavuştu. Kendisinin dahi beğenmediği görünümü kaybolmuş, istediğinden çok daha güzel bir tene sahip olmuştu. Sevincinden yere göğe sığmıyordu. Yeni bir renk ve tene bürünen ellerine, kollarına bakıyor, teninin değiştiğine bir türlü inanamıyordu. Çok şaşırmış, adete sevincinden deliye dönmüştü. Minnet eden gözlerle yanı başında oturan adama baktı.

Yabancı adam, sanki olan bitenler olağan olaylarmış gibi son derece doğal davranıyor, farklı bir tepki göstermiyordu. Derken ikinci isteğini sordu:

“Şimdi bana en çok arzuladığın malı söyle.”

Adamın canına minnetti. Direk cevapladı.

“Deve.. deveyi çok severim. Bir devemin olmasını çok isterdim.”

Adam sözünü bitirmişti ki karşısında otlamakta olan bir deve gördü.

Yabancı “Allah senin hakkında bu deveyi bereketli kılsın.” Diye dua etti. Adam deveye baktı. Çok güzel bir deveydi. Karnının büyüklüğü yakında bir bebeğinin olacağını gösteriyordu. Deve çevresine aldırmadan otlamakta meşguldü. Adam “Hayal mi görüyorum acaba?” diye düşündü. Hayır, gördüklerinin hiçbiri hayal değildi. Rüya da görüyor olamazdı; çünkü uyumuyordu. Uyanıkken de rüya görülmezdi ya! Deveye yaklaştı, yularından tuttu. Güzel bir tenin ardından, yavrulaması yakın olan besili bir deveye sahip olmuştu. Yabancı ne cömert bir insandır. Acaba başka neler verecekti? Yoksa..

Yoksa bir sihirbaz ile mi karşı karşıyaydı? Gördükleri sihir olabilir miydi? Gördüğü her şey gerçekti. Bu işi fazla karıştırmanın anlamı yoktu. Yabancının verdiklerini geri almasına neden olabilecek herhangi bir davranışta bulunmayı istemezdi. Öyleyse bu işin ardına düşmemeli, nasıl olup bittiğine karışmamalıydı. Onun için önemli olan nasıl olduğu değil, ne olduğuydu. Ne olduğunu biliyordu. En büyük hayalleri gerçekleşmişti. Adete yeniden doğmuştu. Neşe ve mutluluğuna diyecek yoktu.

Yabancı adam orada bir süre daha kaldıktan sonra vedalaşarak alaca tenli adamdan ayrıldı. Şehrin dışında bir kulübede yaşamakta olan kel adama geldi. Kel adam kulübenin önünde yalnız başına oturmaktaydı. O da diğeri gibi geleni tanımadı. Yakın bir şehirden olduğunu düşündü. Yabancı:

“Merhaba ey yalnız kişi!” diyerek adama seslendi. Kel adam da “Merhaba ey yabancı kişi! Hoş geldin.” Diyerek oturması için davet etti. Yabancı:

“Niçin insanlardan uzak, ıssız bir yerde yaşıyorsun?” diye sordu. Adam üzüntü ve nefret karışımı bir sesle:

“İnsanlar kelliğimle alay ediyorlar, beni aşağılıyorlar.” Diye cevapladı.

Üzülme bu geçer, dedi yabancı ve ekledi: “Şimdi bana söyle. Hayatta en çok istediğin şey nedir?”

Kel adam derin bir iç geçirdi ve güzel bir saç istediğini söyledi.

“Güzel bir saçımın olmasını ve insanların alay konusu yaptıkları bu görüntüden kurtulmayı o kadar çok isterdim ki. Ama bu asla gerçekleşmeyecek bir dilek. Hiçbir zaman güzel bir saçım olmayacak.

Ben sana yardımcı olabilirim dedi yabancı adam ve elini adamın kafasına bir kere sürdü. Adam o anda çok güzel bir saça kavuştu. Kendisinin dahi beğenmediği görünümü kaybolmuş, istediğinden çok daha güzel bir saça sahip olmuştu. Sevincinden yerinde duramıyor, ne diyeceğini bilmiyordu.

Yabancı adam ise sanki olan bitenler oldukça sıradan şeyler gibi doğal davranıyordu. Saçlarını durup durup okşayan adama döndü ve:

“Şimdi bana en çok arzuladığın malı söyle.” Dedi.

Adam duyduğuna inanamadı. En çok sevdiği malı soruyordu. Bu isteğinin de gerçekleşeceğinden kuşku duymayan adam beklemeden cevapladı:

“İnek. İnekleri çok severim. Hep bir ineğim olsun isterdim.”

Adam sözünü bitirmişti ki karşısında otlamakta olan bir inek görüverdi. Yabancı                “Allah bu ineği bereketli kılsın.” Diye dua etti. Adam ineğe yaklaştı. Oldukça güzel bir inekti. Karnının büyüklüğü yakında bebeğinin olacağını gösteriyordu. Adam sevincinden havalara uçmuştu. Bütün bunların gerçek olup olmadığını düşünüyordu.

Yabancı adam bir süre sonra onunla vedalaşarak ayrıldı.

Son olarak kör adama geldi. Onu da kapısının önünde mahzun bir şekilde oturur halde buldu. Ağlıyordu, göz yaşları yanaklarından aşağıya doğru süzülüyordu. Kör adam da geleni tanımadı. Zaten dünyaya kapalı gözlerle tanıması da mümkün değildi. Yabancı:

“Merhaba ey yalnız kişi” diyerek kör adama selam verdi. Kör adam:

“Merhaba ey yabancı!” diy karşılık verdi.

Niçin ağlıyorsun diye sordu yabancı, kör adam ise “Ağlamak, gözlerimin yapabildiği tek şey. Karanlık bir dünyada yaşamak beni çok yordu. Korku dolu bir dünya, el yordamıyla yaşamaktan usandım artık.”

“Üzülme bu geçer” dedi yabancı. “Şimdi bana söyle, hayatta en çok istediğin şey nedir?”

Adam göz yaşlarını silerek “Kör bir adam aydınlık bir dünyadan başka ne ister, yaşamın güzelliğini, hayatın renklerini görmeyi o kadar çok isterdim ki. Biliyorum, hiçbir zaman görmeyeceğim ama kendimi ümit etmekten alamıyorum.” Dedi.

“Yabancı “Ben sana yardım edebilirim” dedi ve ellerini kör adamın gözlerine bir defa sürdü.

Kör adam derhal görmeye başladı. Herşeyi görebiliyordu. Rengarenk çiçekler, ağaçlar, cıvıl cıvıl kuşlar. Her şey o kadar güzeldi ki.

Kendisine gözlerini veren adama baktı. Ne kadar temiz, dürüst ve sevgi dolu bir yüzü vardı. Onun insan olduğunu bilmese melek olduğunu söyleyebilirdi. Ama melekler insanlara görünmezdi. Bu adam olsa olsa kalbi melek kadar temiz bir insan olabilirdi.

Kör adamın kendisine baktığını gören yabancı, kendinden emin bir sesle konuşmaya devam etti:

“Şimdi bana en çok arzuladığın malı söyle!”

Gözleri görmeye başlayan adam mutlulukla bu soruya da cevap verdi.

“Koyun. Bir koyunum olsaydı ne iyi olurdu. Sütünü sağar sabah akşam içerdim. “

Adam sözünü bitirmemişti ki, karşısında otlamakta olan hamile bir koyun görüverdi. Yabancı “Allah senin hakkında bu koyunu bereketli kılsın.” Diye dua etti. Çok güzel besili bir koyundu karşısındaki. Yakında kuzuları olacaktı. Büyük bir mutluluk duydu kör adam.

Yabancı adam vedalaşarak oradan ayrıldı. Kör adamın içinde ise nereden geldiğini bilmediği bir korku kaldı. Bütün bunların nasıl olduğunu anlamaya çalışıyor anlayamadıkça da kalbine bir korku yüklendiğini hissediyordu.

Aradan yıllar geçti. Verilen hayvanlar doğurdu. Yavrular büyüdü. Onlar da yavruladı. Bu şekilde sayıları artarak devam etti. Alaca tenli adamın bir vadi dolusu devesi, kel adamın bir vadi dolusu ineği, kör adamın da bir vadi dolusu koyunu oldu. Her biri hayatından oldukça memnundu. Yıllar önce yanlarına gelerek hayatlarını değiştiren yabancı adam ise tamamen unutulmuştu.

Derken günün birinde melek yeniden görüldü bir zamanlar alaca tenli olan adamın yanına geldi. Melek alaca tenli bir insan görünümünde gelmişti. Ona eski halini hatırlatmak niyetindeydi. Mahcup ve çaresiz bir şekilde adama yaklaştı. Yalvaran bir sesle:

“Ben çok fakir bir adamım. Falan şehre yolculuk ediyordum ancak yolda kaldım. Yardım isteyebileceğim kimsem de yok. Lütfen sana bu güzel teni ve bu güzel develeri lütfeden Allah için senden bir deve istiyorum. Yoksa buralarda kalacak ve perişan olacağım” dedi.

Adamın neşesi kaçtı. Yüz hatları değişti. Duyduklarından hiç memnun olmamıştı. Kendisine yardım isteği ile gelen birçok tanıdığını geri çevirmişti. Tanımadığı bir insana ise yardım etmesi düşünülemezdi. Memnuniyetsizliğini dışa vuran bir ses tonu ile

“Geçindirmekle yükümlü olduğum birçok insan var. Ben onların ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorum. Kusura bakma sana yardım edemem.” Dedi.

Adamın bu sözü üzerine yabancı:

“Ben seni tanıyor gibiyim. Sen bir zamanlar insanların kendisiyle alay ettiği alaca tenli kişi değil misin? Çok da fakir bir adamdın. Allah sana acıdı da tenini güzelleştirdi ve sana büyük bir servet verdi.” Dedi.

Adam saçma dedi. “ben doğdum doğalı böyleydim. Hiç değişmiş değililm. Bu sürü de bana babamdan miras kaldı. Biz zengin bir aileyiz” dedi.

Yabancı onun, Allah’ın kendisine sunduğu iyilik ve nimetleri inkar ettiğini görünce:

“Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni tekrar eski haline döndürsün.” Dedi. Adam bir anda eski haline geri döndü. Hem alaca tenli hem de fakir olmuştu yeniden. Yaptığına çok pişman oldu ama iş işten geçmişti. Yabancı adamı o halde bırakarak oradan ayrıldı.

Bir zamanlar kel olan adamın yanına geldi yabancı. Bu sefer de kel bir insan görünümünde idi. Adama yaklaştı ve minnet eden bir sesle:

“Ben çok fakir bir adamım. Falan şehre yolculuk ediyordum ancak yolda kaldım. Yardım isteyebileceğim kimsem de yok. Lütfen sana bu güzel teni ve bu güzel develeri lütfeden Allah için senden bir deve istiyorum. Yoksa buralarda kalacak ve perişan olacağım” dedi.

Kel adam ise “Kazancım bana yetmiyor. Bunca insanın arasından bıla bula beni mi buldun? Sana yardım edemem.” Dedi.

Yardım isteğinin geri çevrildiğini gören yabancı:

“Ben seni tanıyorum. Sen de bir zamanlar kel değil miydin? Hiç malın mülkün yoktu. Allah acıdı da sana güzel bir saç be ardından büyük bir servet verdi.” Dedi.

Adam, Allah’ın kendisine olan iyiliklerini inkar ederek:

“Yabancı sen herhalde beni birine benzetiyorsun. Ben hiç kele benziyor muyum? Bu sürü de bana babamdan miras kaldı. Sen git yardımını başkasından iste.” Dedi

Yabancı adamın inatçı bir nankör olduğunu anlayınca:

“Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni tekrar eski haline döndürsün.” Dedi.

Adam bir anda yeniden geçmişteki gibi kel ve fakir oluverdi. Yaptığına çok pişman oldu ancak artık iş işten geçmişti.

Yabancı, kel adamı da kendi haline terk ederek oradan ayrıldı.

Bir zamanlar kör olan adamın yanına geldi.

Ona da kör bir insan kılığında yaklaştı. Son derece mahcup ve çaresiz bir ses tonu ile:

“Ben çok fakir bir adamım. Falan şehre yolculuk ediyordum ancak yolda kaldım. Yardım isteyebileceğim kimsem de yok. Lütfen sana bu güzel teni ve bu güzel develeri lütfeden Allah için senden bir deve istiyorum. Yoksa buralarda kalacak ve perişan olacağım” dedi.

Bu adam diğerleri gibi değildi. Ondan diğer ikisinde görünen nankörlük ve cimrilik yoktu. Sımsıcak, sevgi dolu bir sesle karşılık verdi yanına gelen kör adama.

“Evet, ben de bir zamanlar kör idim. Allah bana gözlerimi geri verdi. Bu yüzden O’na her zaman teşekkür ve minnet borçluyum. Sen kendin sürünün içine gir, istediğin kadar seç beğen al. Yemin ederim ki sen Allah rızası için istedikten sonra artık ben aldığın koyundan ötürü onu niçin alıyorsun demem. Dilediğin gibi davran” dedi.

Yabancı adamın bu cevabından dolayı çok memnun oldu.

“Sana müjde! Sürün senin olsun.” Dedi. Allah seni benimle sınadı. Sen bu davranışınla Allah’ı hoşnut ettin. İmtihanı kazandın. Diğer iki kişi ise Allah’ın öfkesine uğradılar.”