admin 01-01-2017, Saat: 11:40   
#1
Ma­den ve De­fi­ne­le­rin Zekatı

Al­lah Teâlâ’nın yer­yü­zü­nü ya­ra­tır­ken ye­rin al­tın­da ya­rat­tı­ğı ba­zı eko­no­mik de­ğer­le­re “ma­den”, in­san eliy­le gö­mül­müş şey­le­re ise “de­fi­ne” de­nir. Hanefîlere gö­re, “rikâz” ma­den ve de­fi­ne­le­ri kap­sa­mı­na alan bir te­rim­dir. Ma­den­ler ge­nel­lik­le ateş­te eri­yip ka­lı­ba gi­ren mad­de­ler­dir. Hanbelîlere gö­re ise, ka­tı ve sı­vı bü­tün ma­den tür­le­ri bu çe­şi­de gi­rer.73
Ma­den­ler üç tür­lü­dür:
1) Ka­tı ma­den­ler: Al­tın, gü­müş, ba­kır, de­mir, kur­şun, ka­lay, tunç gi­bi a­teş­te eri­yen ve ka­lı­ba dö­kü­le­bi­len ma­den­ler bu gru­ba gi­rer. Ci­va da bu­na ila­ve edil­miş­tir. Bun­la­rın zekâtı ni­sap mik­ta­rı­na ula­şın­ca beş­te bir­dir.
2) Ka­tı mad­de­ler: Bun­lar ateş­te eri­me­yen ve şe­kil al­ma­yan, ki­reç, al­çı ta­şı, el­mas, ya­kut, fru­ze, tuz gi­bi ma­den­ler­dir. Bu gi­bi ma­den­ler­den üre­ti­ci zekâtı alın­maz. Bun­la­rın ta­ma­mı sa­hi­bi­ne, sa­hi­bi yok­sa bu­la­na ait­tir.
3) Sı­vı mad­de­ler: Su, zift, kat­ran, pet­rol gi­bi ka­tı ol­ma­yan mad­de­ler­dir. Bun­lar­dan da üre­ti­ci zekâtı ge­rek­mez. Bun­lar tam ola­rak ara­zi sa­hi­bi­ne ait­tir. Üre­tim­den son­ra ti­ca­ret ma­lı ola­rak zekâta ta­bi olur­lar.
Bu du­ru­ma gö­re, beş­te bir zekât ve­ril­me­si yal­nız ateş­te eri­yip ka­lı­ba dö­kü­le­bi­len ma­den tü­rü olan bi­rin­ci çe­şit için ge­rek­li­dir.
Bu çe­şit ma­den­ler is­ter öşür, is­ter ha­raç top­rak­la­rın­da bu­lun­sun beş­te bir zekât alı­nır ve ga­ni­met­le­rin har­ca­na­ca­ğı ye­re sar­fe­di­lir. Bu­nun de­li­li Ki­tap, Sün­net ve Kı­yas’tır.
Kur’an-ı Ke­rim’de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Bi­li­niz ki, ga­ni­met ola­rak el­de et­ti­ği­niz mal­la­rın beş­te bi­ri, şüp­he­siz Al­lah’ın, Pey­gam­ber’in ve ya­kın­la­rı­nın, ye­tim­le­rin, düş­kün­le­rin ve yol­cu­la­rın­dır. Al­lah her şe­ye ka­dir­dir.”74 Hanefîlere gö­re ma­den­ler ga­ni­met hük­mün­de­dir. Çün­kü bun­lar da­ha ön­ce ehl-i küf­rün elin­de bu­lu­nan top­rak­lar­dan çı­ka­rıl­mak­ta­dır. An­cak müs­lü­man­lar bu top­rak­la­rı da­ha son­ra sa­va­şa­rak el­de et­miş­ler­dir.
Sün­net­ten de­lil, Hz. Pey­gam­ber’in şu ha­di­si­dir: “Rikâzda beş­te bir zekât ver­mek ge­re­kir.”75 Rikâz, is­ter Al­lah ta­ra­fın­dan, is­ter kul­lar ta­ra­fın­dan ol­sun, top­rak al­tı­na yer­leş­ti­ri­len ma­den­ler ve kıy­met­li şey­ler de­mek­tir.
Di­ğer yan­dan ma­den­ler, İslâm’dan ön­ce­ki dö­ne­me ait olan de­fi­ne­le­re kı­yas edil­miş­tir. Bir top­rak­tan çı­ka­rı­lan, bu top­rak müs­lü­man­la­rın eli­ne geç­mez­den ön­ce­ki dö­ne­me ait olan de­fi­ne, ga­ni­met hük­mün­de olup, bun­dan beş­te bir zekât alı­nır. Bu­na kı­yas­la ay­nı hü­küm­de sa­yı­lan ma­den­ler­den de beş­te bir alın­ma­sı ge­re­kir.76
Mâlikîlere gö­re, ma­den­le­rin mül­ki­ye­ti İslâm dev­le­ti­ne ait­tir. Ma­den­ler­de, el­de edi­len mik­tar ni­sap mik­ta­rı­na ula­şın­ca kırk­ta bir zekât ge­re­kir. An­cak al­tın ve gü­müş dı­şın­da­ki ma­den­ler ti­ca­ret ama­cıy­la çı­ka­rı­lır­sa zekâta ta­bi olur. Hanefîlerle Mâlikîler ara­sın­da ma­den­le­rin zekât mik­ta­rı üze­rin­de­ki bu gö­rüş ay­rı­lı­ğı “rikâz” te­ri­mi­nin fark­lı an­la­şıl­ma­sın­dan doğ­muş­tur. Mâlikîlere gö­re, rikâz ma­den­le­ri içi­ne al­maz. Bu yüz­den ma­den­ler­de sa­de­ce al­tın ve gü­mü­şün zekâtı olan 1/40 zekât ver­mek ge­re­kir ve bu zekâtın ve­ri­le­ce­ği yer­le­re har­ca­nır.77
Beş­te bir­den ar­ta­nın hük­mü: Hanefîlere gö­re, bu­lu­nan ma­den­ler­le de­fi­ne­ler­den beş­te bir zekât ve­ril­dik­ten son­ra ar­tan kı­sım eğer ma­den ve de­fine­ler bi­ri­nin mül­kün­de bu­lun­muş­sa, mülk sa­hi­bi­ne ait­tir. Eğer hiç bir kim­se­nin mül­ki­ye­ti al­tın­da de­ğil­se, ar­tan kı­sım bu­la­na ait­tir.
Bu du­ru­ma gö­re, dev­le­tin mül­ki­ye­ti al­tın­da bu­lu­nan mîrî ara­zi­ler­de bu­lu­na­cak ma­den­le­rin tam ola­rak dev­le­te ait ol­ma­sı ge­re­kir.
Ebu Hanîfe’den baş­ka bir ri­va­ye­te gö­re, öşür ve ha­rac ara­zi­si gi­bi sa­hip­li mülk­ler­de bu­lu­nan ma­den­ler mâliklerine ait­tir, bun­lar­dan beş­te bir alın­maz.
   De­fi­ne­ler de üçe ay­rı­lır:
1) İslâmî dev­re ait de­fi­ne­ler: Üze­rin­de İslâmî dö­ne­me ait ol­du­ğu­nu gös­te­ren bes­me­le, ke­li­me-i tev­hid, ha­li­fe müh­rü ve ben­ze­ri işa­ret­ler ta­şı­yan gö­mül­müş al­tın, gü­müş pa­ra­lar, zînet eş­ya­sı gi­bi şey­ler bu gru­ba gi­rer. Bun­lar lu­ka­ta (ka­yıp eş­ya) hük­mün­de­dir. Bun­la­rı bu­lan­lar yok­sul­sa ken­di­si­ne, zen­gin­se baş­ka yok­sul­la­ra sar­fe­der­ler ve­ya İslâm dev­le­ti­ne tes­lim eder­ler.
2) İslâm ön­ce­si dev­re ait de­fi­ne­ler: Bu, üze­rin­de haç ve put res­mi gi­bi İslâm ön­ce­si­ne ait bir alâmet bu­lu­nan gö­mül­müş sik­ke ve ben­zer­le­ri­dir. Bun­la­rın beş­te bi­ri dev­le­te ve­ri­lir, ge­ri ka­la­nı ara­zi sa­hi­bi­ne, sa­hi­bi yok ise bu­la­na ait olur. Dağ ve sah­ra gi­bi sa­hip­siz yer­ler­de bu­lu­nan bu gi­bi de­fi­ne­le­rin de beş­te bi­ri dev­le­te, ge­ri ka­la­nı bu­lan kim­se­ye ait olur. Bu­lan zimmî ol­sa da hü­küm de­ğiş­mez.
3) Han­gi dev­re ait ol­du­ğu şüp­he­li bu­lu­nan de­fi­ne­ler: Üze­rin­de ne İslâmî dev­re, ne de İslâm’dan ön­ce­ki dev­re ait ol­du­ğu­nu gös­te­ren bir ala­met bu­lun­ma­yan gö­mül­müş de­fi­ne bir gö­rü­şe gö­re İslâm ön­ce­si dev­re, baş­ka bir gö­rü­şe gö­re İslâmî dev­re ait ka­bul edi­le­rek iş­lem ya­pı­lır.
Bir ev­de bu­lu­nan de­fi­ne ev sa­hi­bi­ne ait bu­lu­nur. Ebu Hanîfe’ye gö­re bun­dan beş­te bir zekât ver­mek ge­rek­mez. Çün­kü bu, top­rak al­tın­da bir ara­ya ge­ti­ril­miş top­rak par­ça­la­rı gi­bi­dir. Ebu Yûsuf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re ise böy­le bir de­fi­ne­den beş­te bir zekât ver­mek ge­re­kir. Çün­kü, “Rikâzdan beş­te bir zekât ver­mek ge­re­kir” ha­di­si mut­lak­tır. Ev­de ve­ya ev dı­şın­da bu­lu­nan de­fi­ne­ler ara­sın­da bir ayı­rım ya­pıl­ma­mış­tır.
De­niz­ler­den çı­ka­rı­lan in­ci, am­ber, sik­ke­li pa­ra­lar ve ba­lık­lar­dan Ebu Hanîfe ile İmam Mu­ham­med’e gö­re zekât ola­rak bir şey ge­rek­mez. Ebu Yûsuf’a gö­re ise de­niz­den çı­ka­rı­lan na­kit al­tın ve gü­müş­ten, in­ci ile am­ber­den beş­te bir nis­be­tin­de pay alı­nır.78
Di­ğer yan­dan ma­den­ler ko­nu­sun­da şu nok­ta­ya da açık­lık ge­tir­mek uy­gun olur. Gü­nü­müz­de, eko­no­mik ha­yat­ta bü­yük bir önem ka­za­nan, pet­ro­lün, ve­ya ateş­te eri­me­yen el­mas, fi­ru­ze, mer­mer gi­bi ma­den­le­rin zekât dı­şı kal­mış ol­ma­sı dik­ka­ti çe­ke­bi­lir Te­mel­de ti­ca­ri ve eko­no­mik de­ğe­ri olan şey­le­rin kul­la­na­nın ve­ya tü­ke­ti­ci­nin eli­ne ula­şın­ca­ya ka­dar zekât dı­şı kal­ma­sı söz­ko­nu­su ol­maz. Pet­rol üre­ti­ci­si, el­mas ve­ya ya­kut ma­den­ci­si sa­de­ce beş­te bir olan iş­let­me ve üre­tim ver­gi­sin­den mu­af tu­tul­muş­tur. Üret­ti­ği pet­ro­lü ve­ya çı­kar­dı­ğı ma­den­le­ri ham ve­ya iş­len­miş ola­rak pi­ya­sa­ya sü­rün­ce bun­lar ti­ca­ret ma­lı sa­yı­lır ve ni­sap mik­ta­rı­nı aş­tı­ğı za­man, di­ğer şart­lar da bu­lu­nun­ca kırk­ta bir zekâta ta­bi olur. De­po­la­nıp sa­tı­şı ge­ci­kir­se her yıl için kırk­ta bir zekât bor­cu ye­ni­le­nir. Bu­na gö­re, bu­nun iş­let­me­ci­ye ve­ya üre­ti­ci­ye bir de­fa­ya mah­sus ola­rak ta­nı­nan bir mu­a­fi­yet ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir.
İmam Şâfiî’ye gö­re al­tın ve gü­müş­ten baş­ka ma­den­ler­den zekât ver­mek ge­rek­mez. Al­tın ve gü­müş­te kırk­ta bir zekât ve­ri­lir. Çün­kü al­tın ve gü­mü­şün zekâtı ile il­gi­li ha­dis­ler umum ifa­de eder. Ay­rı­ca ma­de­nin zekâtında bir yıl geç­me şar­tı yok­tur. Çün­kü bir yıl geç­me şar­tı mal­lar­da bü­yü­me­nin ger­çek­leş­me­si için ko­nul­muş­tur.79
resim
Ara
Cevapla


Ma­den ve De­fi­ne­le­rin Zekatı Konusu Araçları
Direk Link
HTML Link
BBCode Link
Paylaş


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Ti­ca­ret Mal­la­rı­nın Zekatı İle İl­gi­li De­lil­ler admin 0 1,810 01-01-2017, Saat: 11:41
Son Yorum: admin
  Ti­ca­ret Mal­la­rı­nın Zekatı admin 0 1,858 01-01-2017, Saat: 11:40
Son Yorum: admin
  Ala­cak­la­rın Zekatı admin 0 1,968 01-01-2017, Saat: 11:39
Son Yorum: admin
  Kâğıt Pa­ra­la­rın Zekatı admin 0 1,706 01-01-2017, Saat: 11:33
Son Yorum: admin
  Aya­rı Dü­şük Al­tın ve Gü­mü­şün zekatı admin 0 1,880 01-01-2017, Saat: 11:32
Son Yorum: admin

Hızlı Menü: