Dini Konular

Kader ve kazayı nasıl anlamalıyız?

Kader ve kazayı nasıl anlamalıyız?
Written by admin

Kader ve kazayı nasıl anlamalıyız?

Kâinatta meydana gelen olaylar bir ilme dayandığı gibi, meydana gel­meleri de bir kudretle gerçekleşmiştir. Onları bilen ve yaratan Yüce Allah, onların varlık âlemine çıkmasını istemiştir. İşte Cenab-ı Hakk’ın ilmi, irade­si ve kudreti ile yarattığı bu kâinat muhakkak bir takdir, bir tayin, bir ölçü ve bir plana dayanmaktadır.

Buna göre, kader, varlıkların bütün özellikleriyle varlık âlemine gelecek­leri zaman ve mekânlarıyla birlikte Cenab-ı Hakk’ın ezelde takdir etmesi ve bir düzen içinde kaydetmesidir. Kaza da ezelde takdir olunan her şeyin Cenab-ı Hakk’ın yaratmasıyla varlık âlemine çıkmasıdır. Bu durumda Ka­der İlim sıfatına, Kaza da Kudret sıfatına dayanmaktadır.

Kâinatta maddî ve manevî her şeyin bütün özellikleriyle Allah tarafın­dan takdir edilmesi, belirlenmesi ve düzenlenmesidir. Kâinatta hâkim olan Kaderi kabul etmemek, her şeyde görünen, düzen, ölçü, belli şekil ve tertip­leri tesadüfe, şuursuz ve kör tabiata havale etmek gibi akla ve ilme aykırı bir anlayışa hak vermek olur. Bunu akıl da mantık da ilim de reddeder.

Allah’ın ilmi ile kaderin bağlantısı nedir?

Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarından birisi de ilimdir. O’nun ilmi ezelîdir. Ezelî olan bu ilim, geçmiş, gelecek ve yaşadığımız anı kuşatmıştır. Bunun için Cenab-ı Hakk’ın ilmi için geçmiş, gelecek ve şimdiki hal farkı yoktur.

En’âm Suresinin 59. ayetinde bu konu hakkında şöyle buyrulur: “Gay- bın anahtarları Allah’ın ilmindedir; onları O’ndan başkası bilemez. Karada ve denizde olanları da O bilir. O’nun ilmi olmadan ne bir yaprak düşer, ne de yeryüzünün karanlıklarında bir tane saklı kalır. Yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitapta yazılmıştır.”

Allah’ın ilmi ile insanların ilmini şöyle bir misalle akla yaklaştırmak mümkündür:

Elimizde bir ayna olduğunu düşünelim. Sağımıza geçmiş zaman, solu­muza gelecek zaman, bulunduğumuz yere de şimdiki zaman diyelim. Eli­mizde bulunan aynayı alçaktan tuttuğumuzda sadece şimdiki zaman ola­rak kabul ettiğimiz yeri görebiliriz; ayna sağımızı ve solumuzu gösterme­diği için göremeyiz. Fakat aynayı yüksek bir yerden aşağı doğru tuttuğu­muzda büyük ve geniş bir mekânı içine aldığını görürüz. Bu durumda ay­na geçmişi, geleceği ve yaşadığımız anı birden içine alır, gösterir.

Buna göre, insanların ilmi ve bilgisi alçakta tutulan ayna gibidir; sadece yaşadığı anı gösterir ve insan da ancak o zamanı bilir. Fakat Cenab-ı Hakk’m ilmi, ezelden ebede kadar olmuş olacak her şeyi birden tutan, ihata eden, kuşatan yüce bir makamdır.

İşte, ilmi bütün zaman ve mekânları kuşatan, O’nun bilgisi dışında hiç­bir şey bulunmayan Cenab-ı Hak dünyanın sonuna kadar meydana gelecek büyük küçük her şeyi, bütün hâdiseleri ezelde takdir etmiştir. Neyin, nere­de, nasıl meydana geleceğini bir ölçü ve esasa göre takdir buyurmuş, prog­ramlamıştır. Bir çekirdeğin hayatını çekirdeğinde takdir ettiği gibi, bitkile­rin, hayvanlarm ve insanın; hatta bütün kâinaün hayatını bir esasa göre takdir etmiştir. İşte bu takdir ve programa “kader” diyoruz.75

Kur’an-ı Kerim’de bu meseleye pek çok yerde işaret edilir. Mesela Fur- kan Suresinin 2. ayetinde mealen şöyle buyrulur: “O Allah ki göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O evlat edinmemiştir. Mülkünde bir ortağı da yok­tur. Her şeyi O yaratmış ve her yarattığma bir ölçü ve düzen vererek onun kaderini belirlemiştir.”