Allah bizi yaratirken sordu mu?

0 beğenilme 0 beğenilmeme
9 gösterim
21 Şubat Allah C.c kategorisinde misafir sordu
ahzab 72 ve araf 172 belirtiyor..yani hocam insan olmayi biz mi sectik bize soruldu oyle mi fakat biz hatirlamiyoruz.. cunku hatirlasak sinav olmazdi?

1 cevap

0 beğenilme 0 beğenilmeme
21 Şubat misafir cevapladı
“Allah insanları yaratmadan önce, imtihan etmeden önce insan olmak isteyip istemeyeceğimizi sordu mu?”sorusu temelden bozuktur. Zira, “Allah insanları yaratmadan önce..” ifadesinden de anlaşıldığı gibi, insan yaratılmadan önce yoktu. Peki yok olan bir şeye nasıl soru sorulur?  Var olmayan bir şey nasıl cevap verebilir?

Demek böyle bir soru, mantık süzgecinden geçirilmeden hayal aynasında boy gösterdiği gibi seslendirilmiştir..

- Araf suresinin 172. ayetine gelince; bu ayetin meali şöyledir:

“Hani Rabbin, Âdem oğullarının bellerinden zürriyetlerini/soylarını çıkarmış ve onları kendilerine karşı şahit tutmuştu. 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' diye sorunca, onlar 'Evet, Rabbimizsin, buna şahitlik ederiz' dediler. O sizi böylece şahit tuttu ki, kıyamet gününde 'Biz bundan habersizdik' demeyesiniz.”

Görüldüğü üzere, bu ayette söz konusu  gaybi olay, insanların -soy olarak-varlığından sonra gerçekleşmiştir.

Burada Allah, insanların imtihan olmak isteyip istemediklerini sormuyor. Bilakis hayatları boyunca  karşılaşacakları imtihanın en büyük sorusu olan Allah’ın varlığı ve birliğiyle ilgilidir. Burada “Ben Rabbiniz değil miyim?” diye soruyor. Bu soru “Tevhid-i rububiyet” ile ilgilidir. Rab demek, yaratan, yaşatan, terbiye eden demektir. Tevhid-i rububiyet ise, tevhid-i uluhiyeti gerektirir. Yani, insanları yaratan, yaşatan terbiye eden kim ise, onların hakiki mabudu, ilahi da yalnız odur.

- “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Onlar korktular ve yüklenmekten kaçındılar; insan ise onu yükleniverdi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab, 33/72) mealindeki ayette ise, mahiyeti bizce meçhul bir  diyalogdan bahsedilmiştir.

Ancak, bu diyaloğun hikmet çerçevesinde ontolojik bir tarzda cereyan ettiğini düşünmek bu günkü insanların daha kolay anlayabilecekleri bir şeydir. “Allah her göğe işini vahyetti.”(Fussilet, 41/12) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Allah canlı cansız bütün varlıklara hikmet lisanıyla hitapta bulunmuş ve onlara özel işlerinde uygun bir istidat ve kabiliyet verilmiştir.

Bu fıtri donanımlar bazen vahiy/ilham olarak da ifade edilmiştir. Örneğin, ARI gibi bir böceğin bal gibi harika bir sanatı icra etmesi, elbette “Kün fe yekün” emrine malik olan Allah’ın emriyledir. Bu emir, bir yandan maddi-manevi kabiliyetler suretinde kendisine verilen donanımlar, diğer yandan da o işini nasıl yapacağına dair kendisine verilen fıtri bir feraset ve maharet  şeklinde tezahür eder.

Bunun özeti şudur:

Kainatın yaratılmasının en büyük hikmeti, yaratıcı olan Allah’ın varlığını isim ve sıfatlarını tanıtmaktır. Bu tanıtma işi bir emanettir. Gökler, dağlar ve diğer kevni varlıklar, bu emaneti hakkıyla yerine getirmekten çekindiler. Yani yapıları bu işi tamamen yerine getirmeye elverişli değildi. İnsan ise, ruhani ve cismani mekanizmalarıyla, taşımış olduğu maddi-manevi donanımlarıyla, bu emaneti hakkıyla yerine getirebilecek bir kıvamda olduğuna işareten, “insan bunu üstlendi” denilmiştir.
Selamun Aleyküm Hoş geldiniz, Cennetbahcemiz sizlere sorularınızın diğer üyelerimiz tarafından cevaplanması için bir ortam sağlar. Sitemiz reklam gelirleri ile ayakta tutulmaktadır. Destekleriniz için teşekkür ederiz.

4,345 soru

3,954 cevap

17,122 yorum

812 üye

...