Cennette Allah’ın cemalini yoksa zatını mı göreceğiz

0 beğenilme 0 beğenilmeme
6 gösterim
28 Şubat Allah C.c kategorisinde Ibrahim Adigüzel sordu
Allah’ın cemalini görmek zatını görmekle ayni mi yoksa cemalini görmek zatının bir tecellisi mi. Ve kuranda kafirler için "Hayır onlar o gün rablerini görmekten mahrumdurlar" diyor ama büyük alimler diyor ki onlarda mahșerde Allah’ın celalini görecek. Ve fark ney. Bu iki sorumu cevaplarsanız çok memnun olur ve size cokca dua ederim. Kafam karıșıyor. Selamun aleyküm Allaha emanet olun

2 Cevap

0 beğenilme 0 beğenilmeme
28 Şubat misafir cevapladı
Rü’yetullah, müminlerin zamandan ve mekândan münezzeh olan Cenab-ı Hakk’ı cennetten görmeleridir.

      Kelam alimleri arasında en çok münazara edilen mühim meselelerden biri de rü’yetullahtır.

      Rüyet konusunda  farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bazı  kimseler rü'yetin hiçbir zaman  mümkün olamayacağını  ifade ederken, bazıları da  Yüce Allah'a hâşâ cisim isnad etme yoluna gitmiş ve böylece ifrat ve tefrite sapmışlardır.  Mutezile gibi bazı mezhep mensupları ise rü’yetullahı inkâr yoluna gitmişlerdir. Onların bu görüşleri sarih bir hata ve büyük bir cehalettir. Bir şeyi inkar etmek, onun olmadığı anlamına gelmez.

       Her meselede olduğu gibi, bu konuda da Ehl-i sünnet cemaati sırat-ı müstakimi takip etmiş, Cenab-ı Hakk’ın ahirette mü'minler tarafından görülebileceğini, ancak bunun keyfiyetinin ve mahiyetinin  bilinmediğini  ifade etmişlerdir. Elh-i sünnet alimleri, rü’yetin mümkün olacağı konusunda müttefiktirler. “Madem ki, Allah mevcuttur, öyle ise görülecektir. Zira mevcut olan her şey görülür; öyle ise Cenab-ı Hak da görülecektir, fakat O’nu görmenin mahiyeti ve keyfiyeti  meçhuldür.” demişlerdir.  Rüyetullaha bir mani olmadığı hem aklen  aklen hem de ayet, hadis ve icma ile sabittir.

       Evet, bu dünyada görmek için göze muhtacız, fakat uyku ile başka bir âleme geçince göze ihtiyacımız olmadan rüyada başka alemleri seyredebiliyoruz. Peygamber Efendimiz (sav.):

“Saflarınızı tamamlayın. Zira ben sizi arka taraftan da görüyorum" [1]

buyurarak,  göz olmadan da görmenin mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Demek ki rü’yet, sadece göz ile hasıl olan bir keşif değildir.   

        Ezelden ebede, iki dünyanın zerreleri adedince, Allah’a hamd ve sena olsun ki, bize rü’yet-i cemalini vaat etti. Madem vaat etti öyle ise cemalini gösterecektir. Çünkü O’nun vadinden dönmesi muhaldir. Elbette bir mümin için, “sebebsiz ve bizzât mahbub olan kemal-i mutlak sahibi, Zât-ı Zülkemal’in ve Zülcemal’in” [2] rü’yetine mazhar olmaktan daha büyük bir saadet düşünülemez. Bu nimet elbette cennetlerin fevkindedir. Cenab-ı Hak bizleri de bu büyük nimete lütuf ve keremiyle  mazhar kılsın! Amin!  

“İnsan, kâinatın ekser envaına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyacatı âlemin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmış... Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi, ebedî Cennet’i de arzu eder. Bir dostunu görmeğe müştak olduğu gibi, Cemil-i Zülcelal'i de görmeye müştaktır.”[3]

Elbette ki, Cenab-ı Hakk’ın bu dünyada ve dünyevi gözle görülemez.  Rü'yetin ancak âlem-i bekada  mümkün ve vaki olacağına esas delil şu ayettir:  

"Musa, tayin ettiğimiz vakitte (Tur’a)  gelip de Rabbi onunla konuştuğu zaman, 'Rabbim! bana (kendini) göster, Seni göreyim!' dedi. Rabbi: (ona şöyle) dedi; 'Sen beni asla göremezsin, fakat şu dağa bak; eğer o yerinde durabilirse beni göreceksin.'  Rabbi o dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa da baygın düştü. Kendine geldiği zaman dedi ki; 'Ya Rabbi! Seni tenzih ederim, sana tövbe ederim; ben müminlerin ilkiyim'"[4]

        Hz. Musa'nın  Cenab-ı Hakk’ı görmek istemesi, O'nun görülebileceğine bir  delildir. Zira o, açıkça; "Rabbim bana kendini göster." demiştir. Eğer, rüyet mümkün olmasaydı, Hz. Musa gibi ulul azim bir peygamber, mümkün ve  caiz olmayan bir şeyi talep etmezdi. Hz. Nuh'un, tufana kapılan oğlunu kurtarmak istemesi ve  Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yasak ağacın meyvelerini yemeleri üzerine Yüce Allah onları ikaz etmiş, fakat  Hz. Musa'nın  rüyet talebine mukabil,  onu ikaz etmemiş, Hz. Nuh'a dediği gibi "Böyle bir şeyi benden isteme! Sana öğüt veriyorum, cahillerden olma." dememiştir. Eğer Hz. Musa da Cenab-ı Hakk’ın koymuş olduğu sünnetullah  kanunlarına muhalif bir talepte bulunmuş olsaydı elbette ki o da, diğer peygamber gibi serzenişe maruz kalır ve  Allah tarafından ikaz edilirdi.

       Hz. Musa (as.) Cenab-ı Hakk’ın bu dünyada görülemeyeceğini elbetteki çok iyi biliyordu. Fakat onun böyle bir şeyi talep etmesi, kendi heva ve hevesinden değil, ümmetinin ona: “Rabbini bize göster.” demesinden dolayıdır. Hz. Musa böyle davranmakla, rü’yetin bu dünyada mümkün olamayacağını ümmetine vahiy ile ispat etmiş ve bu noktada akli delil ile nakli delili birleştirmiştir. Yoksa Hz. Musa gibi bir peygamber elbette mümteni ve muhal olan bir şeyi talep etmez. Zira muhali talep abestir, yersizdir ve peygambere yakışmayan bir davranıştır. Mümkün olmayan bir şeyi talep etmek, ancak cahillerin işidir.

      Hz. Musa, (as.) ümmetine; “Siz Allah’ı bu dünyadan göremezsiniz.” deseydi bu  kâfi olurdu. Cemal ve celal-i ilahiyeye layık olmayan bir şeyi talepten ümmetini men etmek ona vacip idi. Daha önce de  İsrail oğulları Hz. Musa’dan çok yersiz ve muhal olan şeyleri talep etmişlerdi. Zira  birçok peygamberi katletmiş olan İsrail oğullarının zulüm ve  cehaletleri yeri göğü dolduracak kadar vahimdir.

     Büyük âlim merhum Ömer Nasuhi Bilmen de rü’yetle alakalı olan yukarıdaki ayetin tefsirinde şöyle buyurmaktadır:

“Hazret-i Musa bir peygamber-i âlişandır. Eğer bu rü’yet haddizatında mümteni olsaydı elbette o bunu bilir,  böyle bir istirhamda bulunmazdı. Maahaza eğer rü’yetullah mümteni olsaydı, Cenab-ı Hak, “Ben görülemem” diye buyururdu. 'Sen beni göremezsin.' diye buyurmazdı. Bir de rü’yeti İahiye caiz olan bir emrin vücuduna, yani dağın istikrarına tâlik edilmiştir… Bu ayet-i kerimede beyan buyrulan tecelliden murat bir nevi rü’yettir. Demek ki, dağ, bir nevi hayata, rü’yet kabiliyetine nail olmuş, rü’yet-i İlahiyeye nailiyet şerefine kavuşmuş, fakat bunun azamet ve mahabeti tesiriyle parçalanmıştır. Binaenaleyh, insan için de rü’yetullah mümkündür, fakat insanlar bu rü’yete bu dünyada tahammül edecek bir kabiliyeti haiz değildirler. Ehl-i iman ahiret hayatında bu muazzam  nimete de nail olacaklardır. Nitekim Resul-i Ekrem Efendimiz de bir nevi uhrevi bir hayat olan miraç gecesi ulvi bir alemde bu rü’yet şerefine nail olmuştur.”[5]

      Füsûsül  Hikem adlı eserin tercümesini yapan büyük fikir adamı Ahmet Avni Konuk Bey de şöyle der:

      “Musa eleyhisselamın rü’yet talep etmesi rüyetin câiz olduğuna delildir.  Kendi ifadeleriyle; “Cenab-ı Musa’nın taleb-i rü’yeti cevaz-ı rü’yete bürhandır. Zira rü’yet muhâl olsaydı, Musa (a.s) talep etmezdi.”

     Cenab-ı Hakk’ın rü’yetine mazhariyet âlem-i ahirette olacaktır. Bediüzzaman Hazretleri; “O miraç yoluyla beka âlemine girdi.” [6] buyurarak, Hz. Peygamberîn (sav.) Cenab-ı Hakk’ı, ahiret aleminden gördüğünü, bunun bu dünyada mümkün olmayacağını ifade etmiştir. İbn Abbas (r.a);  Peygamber Efendimiz’in (sav.) “Ben Rabbimi gözümle  gördüm” dediğini ifade etmiştir.  Bu hadis-i şerifi  Hz. Enes,  Hz. Ebuzer,  Hz. Kâb ve Zühri de rivayet etmiştir.

     Şunu hemen ifade eldim ki, Peygamber Efendimiz (sav.) Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “çok merâtib-i küllîyeden” geçtikten sonra, ancak Cenab-ı Hakk’ın rü’yetine  mazhar oldu. Allah Resûlü (sav.) miraç ile yedi kat semayı geçti, birçok peygamberle görüştü, kürsiyi, arşı, geride bıraktıktan sonra Sidret-ül Münteha ve Kab-e Kavsey’ne, yani imkan ve vücub arası olan ilâhi visalin en mahrem bucağına erişti,  sonsuz sırları müşahede ettikten sonra Cenâb-ı Hakk’ın cemalini görme şerefine mazhar oldu.
0 beğenilme 0 beğenilmeme
28 Şubat misafir cevapladı
Hayır! Şüphesiz onlar o gün Rablerinden perdelidirler. (Mutaffifin, 83/15)
Allah’ın ahirette görüleceğine dair Birinci Delilimiz, Mutaffifin suresinin 15. ayetidir. Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:

كَلاَّ Hayır!  إِنَّهُمْ  Şüphesiz onlar -yani o kafirler-  عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ  o gün Rablerinden   لَمَحْجُوبُونَ elbette perdelidirler -yani kafirler Allah’ı göremezler, Allah’ı görmekten mahrumdurlar.

Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimede, kafirlerin kendisini göremeyeceğini beyan etmiş ve bunu onlara bir ceza olarak vermiştir. Şimdi şunu bir düşünün:

Eğer müminler de Allah’ı göremeyecek olsaydı, Allah’ı görememenin kafirlere tahsisi bir mana ifade eder miydi? Yani kimse Allah’ı göremeyecekse, ne diye ayet-i kerimede “Kafirler Allah’ı görmekten mahrumdurlar.” denilerek, görememe kafirlere tahsis ediliyor?

Şimdi şöyle düşünelim:

Elinizde bir nimet var. Bu nimet hakkında şöyle deseniz: “Bu nimeti falana vermem.” Bu sözünüzden, bu nimeti diğerlerine vereceğiniz anlaşılmaz mı? Zira eğer kimseye vermeyecek olsaydınız, “Falana vermem.” diyerek tahsis yapmaz ve “Kimseye vermem.” derdiniz. Sizin “Falana vermem.” sözünüz, ondan başkasına vereceğiniz manasına gelir.

Aynen bunun gibi, Cenab-ı Hak da ayet-i kerimede “Kafirler o gün beni görmekten mahrumdurlar.” buyurmuş. Bu ifadeden anlaşılır ki, kafir olmayanlar yani müminler, o gün Allah’ı görmekten mahrum değillerdir. Eğer müminler de mahrum olsaydı, mahrumiyetin kafirlere tahsisinin manası olmazdı. İşte bu sırdan dolayı İmam Şafi Hazretleri şöyle der:

“Allah Teâlâ kafirleri kendisini görmekten mahrum etmiş ve bunu onlara ceza olarak vermiştir. Demek ki en büyük itaat olan iman sebebiyle kendisini müminlere gösterecek ve bunu onlar için bir mükâfat yapacaktır.”

Sözün özü: Kafirlerin ahirette Allah’ı görmekten mahrum olmaları ispat eder ki, müminler bu nimetten mahrum değildirler. Eğer müminler de mahrum olsaydı, bu mahrumiyetin kafirlere tahsisi bir mana ifade etmezdi.
Selamun Aleyküm Hoş geldiniz, Cennetbahcemiz sizlere sorularınızın diğer üyelerimiz tarafından cevaplanması için bir ortam sağlar. Sitemiz reklam gelirleri ile ayakta tutulmaktadır. Destekleriniz için teşekkür ederiz.

4,254 soru

3,861 cevap

5,310 yorum

783 üye

...